alevi arkadaş
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4
  1. #1

    Standart Aşık İbreti (Hıdır Gürel) Hayatı


    İbreti Emelim İnsana Hizmet Eşim Bana Huri, Evim De Cennet Hacıya, Hocaya Kalmadı Minnet İrbiği, Tesbihi Kırdım Da Geldim...
    İbreti (Hıdır Gürel) Hayatı">www.vbulletin-turko.com - Aşık İbreti (Hıdır Gürel) Hayatı

    Aşık İbreti (Hıdır Gürel) Hayatı

    Asıl adı Hıdır Gürel olan Âşık İbreti’nin dedeleri Malatya’nın Akçadağ ilçesi Harunuşağı köyünden kalkmış, Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşmiş, babasının adı Ali annesinin adı Sultan;dır. Babası o günün zor koşullarında, at sırtında köy köy dolaşıp meyve ve öteberi satarak geçimini sağlarmış. Rumi 1336, Miladi 1920 doğumlu olan Âşık İbreti’ye Hıdır adı konulmuş. Üç yaşına gelince annesini kaybetmiş ve öksüz kalmış, babasının evlendiği Hatice isimli ikinci annesinden Ali, Rıza, İbrahim, Sultan, Meryem, adlarında beş kardeşi dünyaya gelmiş. İbreti, henüz on yedi - on sekiz yaşlarındayken evlenir, hanımı teyzesinin kızı Sultan’dır. Köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) yapar ve giderek ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar…..

    Askere gider, 3 yıl askerlik yapar; askerde iken babasını kaybeder. Askerlik dönüşü Maraş’ın Afşin ilçesine giderek kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenen İbreti, Sarız’a döner. Bu sanatını da on sekiz yıl devam ettirir. Bu arada saza söze büyük ilgi duyar, okuma merakı artar. Geceleri gaz lambasının ışığında sabahlara dek okuduğu günler olur kendini yetiştirir. (Bu dönem aynı zamanda Kırkırsak şeyhleriyle birlikte Şöbeçmen’deki Şeyhler Meclisi’ne dahil olduğu dönemdir)

    İbreti, bu gayretli çalışmasının yanı sıra peş peşe altı çocuk sahibi de olur; sırasıyla Sultan, Haydar, Hüseyin, Hıdır, Kemal, Gülbeyaz, İbreti’nin hanesinde yer alır. Ancak kendi adını taşıyan Hıdır, henüz 34 yaşında 1992 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşur. Diğer kardeşler, anneleri Sultan’la İstanbul’da yaşamlarını sürdürürler.

    Çok çocuklu İbreti, geçim darlığı çektiği için çeşitli mesleklere atılır. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işler yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde seksen isabet kaydetmesine karşın ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremez. Bulduğu krom, gümüşlü kurşun, madenleri toprak altında kalır. Son olarak fotoğrafçılık yapmakta olan İbreti, Sarız da elektrik olmadığı için işini zor sürdürür. Daha sonra Elbistan’a göçer, burada fotoğrafçılık mesleğini sürdürürken 1967’de patlak veren Elbistan olayında Alevilere saldıran fanatik bir grubun saldırısından İbreti de nasibini alır. Dükkânı tahrip edilir. Kendisi ise canını zor kurtarır. Tekrar Sarız’a döner; ancak geçim darlığı nedeniyle İstanbul’a göçmek zorunda kalır ve 5 Kasım 1976 tarihinde Hakk’a yürür. (1)

    ***

    Bu inişli çıkışlı ve onurlu yaşam mücadelesinin öyküsünden sonra sizlerle onun şair ve halk ozanı kimliğini paylaşmak istiyorum. Bu konuya da Adana ve Kayseri illerinin sınırlarının kesiştiği coğrafyada bulunan yirminci yüzyılın başlangıcında kurulmuş küçük bir köy serüveni ile başlayacağım. Çünkü, bu köyde yaşananlar İbreti’nin tasavvuf ve şairlik hayatında eğitim ve öğretim olarak büyük bir yer almaktadır.

    Binboğa’nın Şöbeçimen’i, “1900’lı yıllardaki göçerlerle yirmi hanelik bir sayıya ulaşmıştı. Bu ailelerin yarısına yakını, Sivas il sınırları içindeki Gini aşiretinin alt gruplarından kopup gelmiş(2). Bu küçük yerleşim biriminde geçmişi 1800’lü yıllara dayanan bir dostlar meclisi mevcuttu. Zaman zaman kesintilere uğramışsa da, miras bırakılan kurulmuş sistem sayesinde yeniden hayata geçirilmesi başarılmış. Bu oluşturulan sistemin birinci ayağı, biçimsel kurallardan arındırılmış sınırsız insan sevgisi, ikincisi ise maddi olanaklardan yardıma muhtaç üyelerin de yararlandırılmasıydı. Bu oluşumun varlığı kendi içinde özünü korumaya çalışmaktaydı.

    1. Cihan Harbi’nin başlarında Şöbeçemen’de dinî açıdan başlıca üç grup oluşmuştu: Birinci gruba “Şeyhler” ya da “Hakikatçılar” denilmekteydi (bu grup Araboğlu’nun izinden yürüyenler.) İkinci grup dedegândı. Bunlara “tarikatçılar”da deniliyordu... Üçüncü grup homojen (mütecanis) değildi. Bu grup, daha çok günlük ekmek kavgası veren fakir kesimden oluşuyordu”(3). Bu dinî oluşumun cemaat olarak varlığını koruyabilmesi, bölgenin ağır doğa şartlarına rağmen daha çok kış mevsiminde icraat buluyordu.

    Çevredeki köylerde yaşayan şeyhler Şöbeçemen’deki Aziz Baba’nın evinde toplanıyorlardı. Şeyhlerin meclislerine, şeyh olmayanlar alınmazlardı. Konuşmalar gizlilik içinde yürütülürdü. Hz. Ali’den Hacı Bektaş’a, Hacı Bektaş’tan Araboğlu’na ve “o güne” kadar kadar geçen süre zarfında Aleviliğin tüm kuralları gözden geçirilir, günün icap ve ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlanırdı. Temel ölçü Kuran’ın batıni yorumu, insan-ı kâmilin aklı, vicdanı ve toplumun gelenekleri ile çağın gereksinmeleriydi.”(4) Bu meclisin şeyhleri değişik konular üzerinde fikirler beyan ederler, sistemin ihtiyaç duyduğu kitaplar, Sivas’tan, Halep’e, Kayseri’den İstanbul’a kadar nerede bulunursa ya satın alınır ya da ödünç istenir; mümkün değilse orada kalınıp okunur, sureti ve özeti çıkarılır, dönüşte meclisteki dostlara sunulurdu.(5). Bu meclisin dostları icraatlarında görev paylaşımı ihmal edemezler. Cemaat ve dostluk, hiyerarşik bir sistematik olarak yürütülmekteydi. Evet, 20. yüzyılın başlarında Sivas ve Maraş illerinde yaşayan Araboğulları, Apseyd’le, (Azia Baba’nın babası) Mamki Köse’ler ( Şeyh Mamo’lar) bir kuşak sonra Karaca Hüseyin Erbil’ler, Azia Baba’lar, Ali Kamke’ler ( Hicrani, Figani, Haki’ler) Haydar Bayrak’lar, Halil Aksu’lar, Haydar Uzun’lar, Terzi Hıdır Gürel’ler ( İbret’ler), Haydar Köse’ler, Ali Şükran’lar… bu gruptandırlar”.(6)

    Aziz Baba eserini kaleme alan Aziz Baba’nın torunu Seydi Özcan, Aziz Baba’nın dostları arasında İbreti’ye Mücrümi ve Ali Kamke’den sonra üçüncü sırada yer veriyor. Cemaat içindeki yerini ise şöyle izah ediyor:

    “Terzi Hıdır da saz çalar, deyiş söyler ve şiir yazardı. …. Deyişleri genellikle yapılan konuşmalarla ilgili konuları içerenler arasında seçilirdi, bunlar bazen konuşmaları teyit eden, bazen de karşıt fikirleri içerirdi. Karşıt fikirler de bir sonraki muhabbettin konusunu oluştururdu”(7)

    Evet, yukarıdaki metinden de anlaşıldığı gibi İbreti, Şöbeçimen Meclisi’nde yer bulan bir ikinci kuşak (II.Cihan Harbi’nden sonra devam eden Şeyhler Meclisi’nin devam edenleridir) üyedir. Ekonomik koşullarına rağmen birinci grupta yer alması, onun farklı yetenek ve kabiliyetlere sahip olmasından kaynaklanmaktaydı. Ayrıca icraatlarını yaşamının bir parçasını oluşturan fotoğraf sanatıyla desteklemiş olmasıydı. Yaşamının çeşitli kesitlerinde çeşitli meslekleri icra etmesi ise ona farklı deneyler ve insan-ı kâmil meziyetleri kazandırmıştı. Yaşamının iki bölümden oluşan tasavvuf ve sosyal yaşam olarak var olma kavramlarını, yaşam savaşının mücadele evreleri içinde yürütmekteydi. Bu başarıda üyesi bulunduğu Şeyhler Meclisi’nin katkısı da büyük rol oynuyordu. Çünkü edindiği dostları onu yaşam boyu yalnız bırakmamışlar ve ona olan sevgilerini de göstermekten geri kalmamışlardır. Ne yazık ki bu mistik tasavvuf felsefesinin üyeleri, tarih boyunca çileyi kendi bedenlerine verdikleri maddi ve manevi kayıplarla yaşamışlardır.

    Aziz Baba’nın Aleviliği eserini kaleme alan sevgili Aziz Dede’nin torunu Seydi Özcan, Aziz Baba’nın dostları arasında İbreti’yi şöyle kaleme alıyor:

    “Hıdır (Gürel) Aziz Baba’nın en genç dostlarında birisiydi. 15 km. mesafedeki Kırkırsak köyünden olması nedeniyle en az ayda bir Kırkırsaklı şeyhlerle birlikte gelir, bir veya birkaç gece kalırdı. Deyişlerinde “İbreti” mahlasını kullanırdı. 1950’lerden sonra köyden Sarız’a taşındı. Çok zeki ve hazır cevaptı. Bir gün Baki Hoca’nın, sağanak halindeki yağmurdan ıslanmamak için koştuğunu görünce, hemen arkasından “Hoca efendi sana yakışmıyor. Bir din adamı Allah’ın rahmetinden kaçar mı? Günah işliyorsun” diye takılır, etraftakilerin gülüşmesine neden olur. Baki Hoca buna fena içerlenir ve sürekli fırsat kollar. Bir süre sonra İbreti’nin de yağan yağmurdan kaçtığını görünce, “İşte şimdi seni suçüstü yakaladım. Bak o pos bıyıklarınla utanmadan Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun” diye laf atınca, İbreti, “Hayır Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum. Allah’ın rahmetine basmamak için sadece acele ediyorum” yanıtını verir. Baki Hoca sesini keser, yutkunur ve gülüşmeler arasında uzaklaşır.(8)

    Yetiştiği Şeyhler Meclisi’nden de anlaşılacağı gibi “Tekke Bektaşiliğinin” öğretilerini de aldığından kendisi bir “Babagân”dır.

    İbreti, yokluğun ve var oluşun mücadelesinde kendi tarihinin değerleri olan ozanlar gibi yaşamındaki gerçekleri, gözlemlerini, duygularını, düşüncelerini sınıf, mezhep ve politik değer yargılarından bağımsız bir tarafsızlıkla yansıtıyor. Ayrıca isyanlarını, sevgilerini ve aşklarını daha çok düz kafiyeli manzum bir dille yazıyor. Eserlerinde zaman zaman özellikle de dinî ve tasavvufî şiirlerinde Arapça ve Farsça’yı da kullanmış olsa da olgunluk dönemindeki eserlerinde öz Türkçe’yi daha çok kullanmıştır. Bundaki en temel etken, süreç içinde kendisini yerel etkileşimden arındırarak evrensel bir açılıma yönelmesi, özellikle de mistik felsefe konusundaki Şeyhler Meclisi olmuştur.

    Ozanın tasavvuf anlayışını büyük (rahmetli) oğlu Haydar şu cümlelerle ifade etmektedir:

    “Dört kapının sonuncusu olan Hakikat kapısına biat ettiğini, insanın Allah’la öz dost olduğunu, Allah’ın insana kendi ruhundan ruh verdiğini, insana şah damarından daha yakın olduğunu söylerdi. Kâmil insanın ruhunun ebediyen ölmediğine, ruhun tekrar bu dünyaya dönerek başka bir bedende yaşamaya devam edeceğine ve insanlardaki altıncı hisse inanırdı. Bu konuda diyor ki; İbreti, bu yoldan gerçekler yürür / Çağırmadan duyan bakmadan görür / Her kötü ahlaktan kendini korur / Hak ve hakikaten ırak olmazsa.(9)

    Özellikle Bektaşi öğretisiyle değil de “Bektaşi Tekke” öğretisiyle meclisler oluşturan Şeyhler Meclisi’nde çalınıp okunan şiirlerinde “Nefes”ler ağırlık oluşturur. Anadolu köy Bektaşiliğinde de daha çok okunan eserler “Nefes” olarak kabul edilir. “Bektaşi şiirinin milli vezin ile milli biçimler etkisinde yazılan asıl kıymetli ve orijinal parçaları nefes adıyla tanımlanmıştır ki, tekkelerde belli bestelerle okunmaya mahsustur.” …. Zamanlara ait dervişlerin nefesleri hep hece vezniyle ve tamamıyla Yunus edasından alınmış hata daha şuh, daha kinayeli, daha zarif- bir tarzda yazılmıştır.”(10) Alıntıda da belirtildiği gibi “tekkelerde” sözcüğü bunu doğrulamaktadır. Anadolu Alevileri arasında hece vezniyle okunan bu eserlere ise “deyiş” denilmektedir.

    On bir heceli dörtlük Alevi-Bektaşi kültüründe başlangıcını XII. yüzyılda Yunus Emre’den alır. Yunus’da laik şiirle zühdi şiirin, hatta Bektaşi Alevi şiirinin esasları vardır. Nitekim onda aruz ve hece, divan edebiyatı ve halk şiiri, bir arada varlığını sürdürüyordu. Ancak, o halk unsurunu üstün tutmuş, öz dili ve hece veznini daha fazla kullanmış insani ve ileri görüşle hâkim olmuştur.”(11)

    İbreti, kaleme aldığı şiirlerinde özgün yerel değerleri coşkulu bir duyguyla birleştirip mısralarına yansıtıyor. Özellikle yetişmiş olduğu Şeyhler Meclisi’ndeki deyişleri okurken, edebi üsluba ve çaldığı bağlamanın da tarihsel yerini korumaya büyük özen gösteriyor. İbreti’nin şiirlerini on bir hece vezniyle yazılmış koşmalar olarak kaleme alındığını görmekteyiz. Şiirlerindeki hicivleri de düşünce kaynağının bu anlayıştan uzak olmadığını vurgulamaktadır. Ayrıca şiirlerinde çokça mani türünde örnekler de görmekteyiz. Günlük yaşamında kaleme aldığı şiirlerinde ise hicivlere yer vermiştir.

    İbreti şiirlerini dört ana başlık altında okuyucusuna sunmuştur:

    1- Dini konulu şiirler

    2- Tasavvuf konulu şiirler

    3- Siyasi konulu şiirler

    4- Sevgi ve Aşk konulu şiirler.

    Ne yazık ki tarihin tüm çilekeş halk ozanları gibi İbreti’nin de eserlerinin mahlası değiştirilmiş; eserler taklit edilmiş ve okuyanlar tarafından kendi eserleriymiş gibi bestelenmiştir.

    İbreti’nin yayınlanan şiirlerinin söz ve dize farklılıkları; şiirlerin asılları kitaplaşmadığı, şiirlerin dilden dile gezerken biçimsel değişikliklere uğraması veya kitaplaşmalarına rağmen birinci kaynaklardan alınmamasından kaynaklanmaktadır. Bu üzücü tahribata uğrayan tüm ozanların ve varislerinin korunması için yetkili kurumları duyarlı olmaya davet ediyoruz. Bu yanlışlıkların düzeltilerek, bütün ozanların yaşadığı gibi “ hak gaspları”nın varislerine intikalleşmesi en büyük arzumuzdur.

    Tartışmaya konu olan birinci şiiri “Bir Şah Olsam” şiiridir. Bu şiirini dinî konulu şiirlerinden birisi olarak okuyucusuna sunmuştur (bu şiiri İbreti ile birlikte beş kişi sahiplenmektedir: Maraşlı Mehmet Oğlu Ahmet Kartalkanat (Kul Ahmet), Sivas Kangallı Hamit Başıbüyük (Kul Hayrani), Maraşlı Derviş Mermertaş ( Perişan Derviş), Halil Öztoprak’ın varisleridir. (İbreti –Adil Atalay 33s). Bu konudaki tartışmaların yaşadığı başlangıç ise, 1994 yılının ilk aylarıdır.

    İkincisi de “Samit Gerekmez”dir. Bu şiirini ise, tasavvuf konulu şiirlerinden birisi olarak kaleme almıştır. Bu şiirindeki sözcüklerin anlamları konusunda kendine özgü, tasavvuf anlayışının özüne uygun olarak akıcılığını tamamlamaktadır.

    İbreti’nin oğlundan alınan “Bir Şah Olsam” şiirinin aslı (12)

    Bir Şah olsam

    Bir Şah olsam hükmeylesem cihana
    Kilise, mescidi yıkar giderdim
    Okullar yapardım bütün insana
    Cehaleti kökten söker giderdim

    Fabrikalar kurar idim her yerde
    İkiliği koymaz idim bu serde
    Ayrı gözle bakmaz idim bir ferde
    Cihana bir gözle bakar giderdim

    Gerçek insanları bilirdim Allah
    Ondan gayrısına tapmazdım billah
    Na Kâbe kalırdı ne de Beytullah
    Yerine bir arpa eker giderdim

    İnsanlıktan başka olmazdı cennet
    Yok olurdu İsa, Musa, Muhammed
    Kalkardı dünyadan mezhep, tarikat
    Dinlerin bağını çözer giderdim

    Bir olurdu zengin fakir her zaman
    Çaresiz dertlere olurdum derman
    Ne gavur kalırdı ne de Müslüman
    Tümünü bir yola çeker giderdim

    Gece gündüz çalışırdım millete
    Bir faydalı kul olurdum elbette
    Bir ırmak olurdum güneşten öte
    Yeni fezalara akar giderdim

    O günü görseydim yüzüm gülerdi
    Dünyada insanlar bayram ederdi
    Ne bir silah ne bir Atom kalırdı
    Bir ulu deryaya döker giderdim

    İbreti der varlığımız bitmezdi
    İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi
    Ayrı gayrı devlet icap etmezdi
    Dünyaya bir bayrak diker giderdim.

    Bu konuyla ilgili olarak Âşık Mahzuni Şerif ise “İşte ben 1957 yılında hayranlık duymuştum, İbreti’ye. O’nun demelerinden esinlenmeye başlamıştım. Duyduğum şiirlerin en güçlüsü “Bir Şah olsam hükmeylesem cihana” diye başladığı ve yeryüzünden hudutların kalkmasını, sanayinin ilerlemesini; İslam’da ve Hıristiyanlık’ta dinlerin yumuşamasını, şekilciliğin ve taş-toprak öpmenin fasıklığını ilan eden şiirini bizzat kendisinden dinlemişimdir. Bu şiir günümüzde çarpıcı etkiler yapmaya başlayınca, bu şiire sahip çıkan insanların çok olduğunu gördüm. Hatta çok yakın arkadaşım Kul Ahmed’in bile 1960’lı yıllarda yayınladığı bir kitabında bu şiirin yer aldığını görünce adeta şaşırdım. Şayet Kul Ahmet ile İbreti Baba, önceden tanışıyorlar da bu şiiri Kul Ahmet’ ten duyup kendisinin gibi okumuşsa onu bilmem. Ancak bildiğim tek bir şey İbreti son derece muhkem (sağlam), son derece bilinçli ve kamil (olgun) bir zattı. Kimsenin ne şiirine, ne de kabiliyetine tenezzül edecek yapıda bir adam değildi.

    İddia sahiplerinden birisi de, ünlü Alevi yazar Halil Öztoprak’ın çocuklarıdır. Aynı zat da benim yakın köylümdür. Aynı yıllarda rahmetli Halil Öztoprak’la da tanıştığım gibi ünlü bir Mahzuni olduktan sonra yıllarım Halil amcayla geçmiş ve meşhur olan “Tarihte Hakikat Kuran’da Hikmet” kitabının yazılışında çok daktilo tuşu dövmüşümdür.. Ama hiçbir zaman söz konusu şiiri Halil Öztaprak’tan duymadım.(13)

    Söz konusu şiirin talihsizliği, İbreti tarafından kitap olarak çıkarılmayışıdır. Şimdi bu şiirin kim ilk kitap haline getirmiş ise, elbette ki, o şiirin meşru sahibi görülecektir. Ama ben işin aslının bu olduğuna inanmıyorum. Çünkü yaklaşık kırk yıl önce bizzat Âşık İbreti’nin sazından ve dilinden dinledim…… Kim ne yazarsa yazsın kaynak olarak İbreti’yi aldığımı itiraf eder, aziz ruhuna saygılar sunarım.”(14)

    Bu görüşme “16 Eylül 1995 yılında Yalova etkinlikleri sırasında bir Cumartesi günü yapılıyor.”(15) Âşık Mahzuni’nin de “yaklÂşık kırk yıl önce bizzat Âşık İbreti’nin sazından ve dilinden dinledim” demesiyle bu yılların 1955-60 yılları olarak karşımıza çıkmaktadır. Hata bu konuyu doğrularcasına kasım 1994 yılında Kervan dergisinde adı geçen şiirle ilgili olarak Âşık Mahzuni diyor ki:

    “Söz konusu şiiri, okul yıllarında, yanı 1959’da, yakın köylüm olan Âşık İbreti (Terzi Hıdır) dan sazıyla dinledim. Köyümüzde olan cemlerde ve cem dışı sohbetlerde bugün hâlâ yaşayan ve Almanya’nın Bielefeld şehrinde oturan Âşık İbret Erdem de aynı şiiri icra ederdi. Ozan Osman Dağlı ve Kul Hasan, İbreti’nin yakın dostlarıdır. Bilgiler vardır…”(16) (Bu konuda ozanlar dünyasının duayenleri ve o dönemin canlı tanıkları olarak; Musa Eroğlu, Miktat Güler Dede, Ocaklı Güzel Erbaş Dede, Tokatlı Âşık Ruşani, Ali Doğan, Muharrem Yazıcıoğlu, Âşık Ali Başbuğ, Ali Cemal, Arap Ali, Av. Kahraman Aytaç, Mahsun Pehlivan, Necati Erder Dede eserin İbreti’ye ait olduğu konusunda birleşen ozanlardır.- Lütfü Kaleli, Tanrı İnsan, s. 63, 17, 52, 53)

    Bir gerçeğin burada bir daha ispatlandığını görüyoruz. İbreti’nin 1950 -1960 yılları arasında Şöbeçemen’deki Şeyhler Meclisi’nde aldığı eğitim ve öğretim dönemidir bu yıllar. Bu Meclis’in etkili “Tekke” öğreti anlayışı İbreti’de bir “Babagân” olarak yazdığı şiirlerinin dizelerine yansımaktadır. Çünkü şiirin yazılış üslubu bir Bektaşi Babagânlık öğretisinin raksını aynen yansıtmaktadır. Diğer şairlerin büyük bir kısmının böyle bir “Tekke” öğretisi anlayışına sahip olmadıkları bilinmektedir.. Bu anlayışla eğitim ve öğretim almamışlardır. Genel olarak “Dedegân”dırlar. Bu da bu şiirin İbreti kaynaklı olduğunu adeta teyit etmektedir.

    Âşık Mahzuni Şerif, onu şu satırlarla tanımlıyor:

    Dört kapının sonuncusu olan Hakikat kapısına biat ettiğini her vesilede vurgular; Adem’in Allah’la öz dost olduğunu çekinmeden anlatırdı. Seyyidlik makamının, sadece adamiyet makamı olduğunu ve Adem-i Kâmil olmayanların, Ali’nin kendisi olsa dahi biat etmeyeceğini yüreğini taşırdı. Ayrıca, ilerici-devrimci bir halk ozanıydı da…(17)

    Bu farklı yorum ve iddialarla birlikte ortaya çıkan gerçek şu ki; İbreti’nin şiirini kaleme aldığı dönemlerde bir şair olarak kimliğinin öne çıkmadığı ve yerel bir ozan olarak yaşamını yürüttüğü dönemleridir. Lakin, bu dönemde kimliği halk tarafından bilinen ve bu camiada etiketi oluşmuş olan bazı şair ve halk ozanlarının bu dizeleri farklı biçimlendirmelerle kendilerine mal ederek seslendirmeleri kaçınılmaz olmuş oluyor. Bu değerlendirme ve takdirleri halk ozanları dünyasının gerçekleriyle baş başa bırakmak daha doğru olacaktır. Lakin bu niyet ve fırsatçı düşünceler devam ettiği sürece halk ozanlığı halkın takdiri bütünlüğü içinde gerçek değerini bulmayacaktır.

    Çağımızın yaşayan ozanları ve Anadolu coğrafyasında yaşamış olan değerler arasında İbreti’yi kabullenmek bir gerçektir. Yöremizin yaşayan ozanları arasında bir sıralama yapmak istediğimizde Âşık Veysel, Âşık Ali İzzet, Âşık Daimi, Meluli, İbreti, Âşık Mahzuni şeklinde sıralıyabiliriz.

    Yaşamında birliktelikleri olan Dede Hasan Söysüren, “İbreti kişiliğiyle dürüst, dünya görüşüyle geniş ufuklu ve dinî bakımından da yeterli bilgiye sahip bir değerdi. Diyebilirim ki o bir çok halk ozanı, şair ev sanatçıya rehberlik yapmış bir örnekti.” diyor. Ayrıca AK-EL Vakfı Başkanı Hasan Topaloğlu “o yöremizin coğrafyasında gelip geçmiş en büyük değerler arasında yer alan bir şair ve ozandı. Kendi kimliğini koruma ve Aleviliğe sahip çıkma konusunda ise fedakarlıklardan kaçmayacak kadar cesur ve özverili bir insandı” diye söylüyor.

    Ozanın yaşamının son yıllarını geçirdiği İstanbul onun hayat acılarına bir yenisini eklemişti. Ömrünü yaşam mücadelesiyle geçirdiği Anadolu’dan sonra İstanbul’da yaşadıklarını Yeni Ortam Gazetesi’nin 19 mayıs 1973’teki sayısının konuk yazar köşesinde Mahzuni Şerif şu cümlelerle özetliyor;

    “Yıkılası şu kara günün içinde, ak birini daha tanıdım. Adı: İbreti. İşi, şiir yazmak, türkü çağırmak. Yani halk ozanlığı. Ozan, toprağı gebe Kayseri’nin Sarız İlçesi halkından. Yani Anadolu’da yoksulluğun gürzünü yemiş çoğunluktan biri.

    Ekecek toprak istemiş, sıkıntısı habire artmış. Dert desen, daha da fazla. Hükümet görmemiş O’nu Veysel’i gördüğü gibi… petrol şirketleriyle, bankalar da görmemişler O’nu…Hele TRT… Hele gazeteler, hiç görmemişler.

    Ozan’ı, gittim İstanbul’un kenar semtlerinde birinde, bir gecekonduda gördüm… Ekmeğine katık, çorbasına yağ olacak parayı biriktirip, ev kirasına verdiğini anlatan sözlerinden sonra sıra türkülere geldi.

    Yetmiş iki hürü bilmem / Verseler de yine almam / Çünkü ben hakkından gelmem / Geçimi dar bir insanım

    Elimde dut dalı sazım / Gerçeklere toprak tozum / Sanman ben kitapsızım / Canlı kitap özüm benim(18)





  2. #2
    Deyişleri

    Bir Şah olsam hükmeylesem cihana
    Kilise, mescidi yıkar giderdim.
    Okullar yapardım bütün insana
    Cehaleti kökten söker giderdim

    Fabrikalar kurar idim her yerde
    İkiliği kovar idim bu serde
    Ayrı gözle bakmaz idim bir ferde
    Cihana bir gözle bakar giderdim

    Gerçek insanları bilirdim Allah
    Ondan gayrisine tapmazdım billah
    Ne kabe kalırdı ne de Beytullah
    Yerine bir arpa eker giderdim

    İnsanlıktan başka olmazdı cennet
    Yok olurdu İsa, Musa, Muhammet
    Kalkardı dünyada mezhep tarikat
    Dinlerin bağını çözer giderdim

    Bir olurdu zengin fakir her zaman
    Çaresiz dertlere olurdum derman
    Ne gavur kalırdı ne de Müslüman
    Tümünü bir yola çeker giderdim

    Gece gündüz çalışırdım millete
    Bir faydalı kul olurdum elbette
    Bir ırmak olurdum Güneşten öte
    Yeni fezalara akar giderdim

    O günü görseydim yüzüm gülerdi
    Dünyada insanlar bayram ederdi
    Ne bir silah ne atom kalırdı
    Bir ulu deryaya döker giderdim

    İbreti der varlığımız bitmezdi
    İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi
    Ayrı gayrı devlet icap etmezdi
    Dünyaya bir bayrak diker giderdim



    ***



    Her neyi gördükçe kaşların yıkma
    Ne suçum var ise bildir efendim
    Hata eyledimse kusura bakma
    Düştümse elim tut kaldır efendim

    Nedir bu keman kaş nedir bu gözler
    Açtığın yaralar durmadan sızlar
    Hatırdan çıkmıyor o şirin nazlar
    Ya kurtar yahut da öldür efendim

    Gün güne arttırdın derdi sızımı
    Açmaz oldum hiçbir yana gözümü
    Kış eyledin baharımı yazımı
    Bilmem ki bu nice haldır efendim

    Gayrilere sırrım açamaz oldum
    Bal şerbet verseler içemez oldum
    Kırdın kanadımı uçamaz oldum
    İster ağlat ister güldür efendim

    Sensiz gam kederdir her gene günüm
    Niçin işitmezsin feryad u ünüm
    Benim Kabem sensin imanım dinim
    İbreti kapında kuldur efendim



    ***


    Hakk'ı Pek Yakından Gördük İnandık
    İlk Basta Danıştık Vicdanımıza
    Gerçekler Yoluna Gırdık Uyandık
    Hakikat Denildi Erkanımıza

    Naci Güruhuna Bendeyiz Bende
    Hakk'ı İspat Edip Kamil İnsanda
    Şeytanı Tanıyıp Düşmeyen Fende
    Odur Layık Olan İhsanımıza

    Gerçek İrfanıdır Bizim Gıdamız
    Meleklerin Secdegahı Ademiz
    Ancak Özün Bilen Duyar Sedamız
    Cahil Ermez Sırrı İrfanımıza

    İyi İnceledik Biz O Kuran'ı
    Bir Canlı Kitapta Okuduk Onu
    Arif Ol Da Evvel Kendini Tanı
    Yoksa Aklın Ermez Lisanımıza

    İbreti, Razıyım Lütufa Kahra
    Asla Değer Vermem Cahile Kore
    Elim Göğe Açıp Eğilmem Yere
    Gönülden Bağlıyız Cananımıza



    ***


    Yine Efkarlandı Divane Gönlüm
    Gam Kederle Yüklü Kervanım Vardır
    Ahu Vah Çekmekle Tükendi Ömrüm
    İçerimde Derdi Hicranım Vardır

    Bilmem Nerde Kaldı Nazlı Meralım
    Günden Güne Beter Oldu Ahvalim
    Tükendi Sabrım Bitti Mecalim
    Gece Gündüz Ahu Figanım Vardır

    Gönül Vazgeçer Mi Boyu Fidandan
    Emsali Bulunmaz Devri Zamandan
    Yaradan Ayrılalı Usandım Candan
    Tek Teselli Kası Kemanım Vardır

    Ben Selvi Boylu Yardan Ayrıldım
    Askın Ateşinde Yandım Kavruldum
    Varlığımdan, Benliğimden Sıyrıldım
    Yar Yabanda Koymaz İmanım Vardır

    İbreti,Yarımı Unutmam Bir An
    Gözlerimden Akar Yas Yerine Kan
    Dedim Yar Yüzünü Göreyim Hemen
    Çünkü Derdi Hasret Çekenim Vardır



    ***


    Kaşın Mihrabına Karşı Namazım
    Güruhu Naci'nin İmamı Sensin
    Ayağın Tozuna Vardır Niyazım
    Dergahı Hacetin Tamamı Sensin

    Cemalin Samadır Pervanesiyim
    Gönlün Kabe Onun Kurbanesiyim
    Derdinden Hastanın Bir Tanesiyim
    Yaralı Gönlümün Lokmanı Sensin

    Hak Nazarı Mıdır Sendeki Nazar
    Aşk Ehli Güzelin Beratı Yazar
    Künyenden Okur Üstadı Evvel
    Herhalde Alemin Sultanı Sensin

    Aşkınla Tutuştum Ah İle Zarım
    Evvel Ahir Sensin Umudum Varım
    Cananın Derdiyle Çok İntizarım
    Ben Bülbülüm, Gül-i Handanım Sensin

    İbreti, Budur Müminin Miracı
    Onu Tavaf Eder Güruhu Naci
    Kırklar Ceminde Fadime Bacı
    Cennet Hurisi, Gılmanım Sensin



    ***


    Hakk'ı Pek Yakından Gördük İnandık
    İlk Basta Danıştık Vicdanımıza
    Gerçekler Yoluna Gırdık Uyandık
    Hakikat Denildi Erkanımıza

    Naci Güruhuna Bendeyiz Bende
    Hakk'ı İspat Edip Kamil İnsanda
    Şeytanı Tanıyıp Düşmeyen Fende
    Odur Layık Olan İhsanımıza

    Gerçek İrfanıdır Bizim Gıdamız
    Meleklerin Secdegahı Ademiz
    Ancak Özün Bilen Duyar Sedamız
    Cahil Ermez Sırrı İrfanımıza

    İyi İnceledik Biz O Kuran'ı
    Bir Canlı Kitapta Okuduk Onu
    Arif Ol Da Evvel Kendini Tanı
    Yoksa Aklın Ermez Lisanımıza

    İbreti, Razıyım Lütufa Kahra
    Asla Değer Vermem Cahile Kore
    Elim Göğe Açıp Eğilmem Yere
    Gönülden Bağlıyız Cananımıza



    ***


    İlme Hizmet Edip, Uykudan Kalktım
    Sarık Seccadeyi Elden Bıraktım
    Vaizin Her Gün Ki Vaazından Bıktım
    Ramazanı Sele Verdim De Geldim

    Karnım Acıktıkca Kederim Arttı
    Hele Hac Kaygısı Ayrı Bir Dertti
    Paralılar Hemen Hac'oldu Gitti
    Seytanı Taşlarken Gördüm De Geldim

    Dört Kitabı Koyup Torbaya Astım
    Cennet Hurisinden İlgimi Kestim
    Muskacı Hocaya Sanmayın Sustum
    Agzının Payını Verdim De Geldim

    Aklım Ermez Ahret Eğlencesine.
    Saygım Var İnsanın Düşüncesine
    Hayal Cennetinin Has Bahçesine
    Yobaz Sürüsünü Sürdüm De Geldim

    İbreti Emelim İnsana Hizmet
    Eşim Bana Huri, Evim De Cennet
    Hacıya, Hocaya Kalmadı Minnet
    İrbiği, Tesbihi Kırdım Da Geldim



    ***


    Ey Sofu Bizlere Kem Gözle Bakma
    Özünü Farkeden İnsanımız Var
    Gerekse Cennete Bizi Bırakma
    Bizim De Bir Huri Gılmanımız Var

    İster Tapusun Al Cennet Alanın
    Meftunu Değiliz Huri Gılmanın
    Yarınki Kevserden Sen Doyur Karnın
    Bugun Bulup İcen Mestanımız Var

    Manasını Biliriz İlm-i İrfanın
    Bizce Değeri Yok Kuru Davanın
    Bunun İçin Bize Gel Sıkma Canın
    Hep Dinlere Önder Vicdanımız Var

    Kim Hoşlanır Senin Böyle Halinden
    Hem Dua Hem Küfür Çıkar Dilinden
    Geçtik Ham Sofunun Kıl-u Kalinden
    Hılkati-i Ademiz İzanımız Var

    Nesini Yemişiz Bilmem Sofunun
    Sanki Düşmanıyız Her Zaman Onun
    Ortağı Değiliz Huri Gılmanın
    İbreti, Bizim Bir Cananımız Var



    ***


    Kasın Mihrabımdır, Kabem Yüzündür
    Söylerim Çıktıkça Avazım Benim
    Benim Kıble gahım İki Gözündür
    Her Vakit Sanadır Niyazım Benim

    Cemalin Var İken Gerekmez Cennet
    Cennet İçin Asla Eylemem Minnet
    Sana Gönül Vermek Farz İle Sünnet
    İşte Budur Vakit Namazım Benim

    Tuba Dedikleri Güzel Boyundur
    Huri Melek Derler, Senin Soyundur
    Aşıka Cevretmek Eski Huyundur
    Dişi İnci, Dudak Kirazım Benim

    Nice Asıkların Aklını Aldın
    Nicesin Aşk İle Sevdaya Saldın
    Yer İle Bir Ettin, Beni De Buldun
    Üst Üste Yıkarak Enkazım Benim

    İbreti, Kapında Her Zaman Kulum
    Asla Eteğinden Kesemem Elim
    Görmezse Gözlerim Lal Olsa Dilim
    Senden Ayrılamaz Bu Özüm Benim



    ***


    Canımın Cananı Nazlı Dilberim
    Mihrabımdır Kaslarının Arası
    Ahu Bakışların Siyah Gözlerin
    Kalbimdeki Yara, Onun Yarası

    O Yar Vurdu Benim Kalbim Yaralı
    Mecnun'a Dönmüşüm Yari Göreli
    Yüz Yüze Gelipte Halım Soralı
    N'olur Bir Kez Daha Gelse Sırası

    Sevgisi Kalbimde Sızlanır Gider
    Her Beni Gördükçe Nazlanır Gider
    Ateşi Yürekte Közlenir Gider
    Ne Zaman Bulunur Derdim Çaresi

    O Dost Kurdu Bana Nasıl Bir Tuzak
    Gönlüme Yakındır, Dursa Da Uzak
    Dertlerimi Bir Bir Deftere Yazsak
    Gün Gelir Seçilir Akla Karası

    İbreti, Gözlerin Yaşlıdır Her Gün
    Gerek Bayram Olsa, Gerekse Düğün
    Elbette Murada Erersin Bir Gün
    Sabır Diyarıdır, Dünya Burası



    ***


    Askın Pazarına Uğrarsa Yolun
    Ateşlere Yakıp Seyran Ederler
    Gönül Kaptır Da Bak, Görürsün Halın
    Din,İman Bırakmaz Talan Ederler

    Kimi Selvi Boylu, Şahin Bakışlı
    Kimi Tavus Gibi, Göğsü Nakıslı
    Kimi Tatlı Dilli, Melek Gidişli
    Seni Varlığından Üryan Ederler

    Kimi Kası Kara Kirpikleri Ok
    Kimi Çok Sevimli, Şivesi Pek Çok
    Kiminin Yüzünde Hiç Pervası Yok
    Alemin Diline Destan Ederler

    Kimi Çokça Sever, Sözü Yerinden
    Kimisi Ah Çeker, Gayet Derinden
    Kimisi Mahmur Gözlü, Sevda Serinde
    Bir Bakışta Mesti Hayran Ederler

    İbreti, Güzeller Nazik Edalı
    Nerde Asık Varsa, Bası Belalı
    Çöllere Düşürür Mecnun Misali
    Dünyayı Basına Zindan Ederler



    ***


    Müşkülüm Hal Eyle,Gizlenme Yarab!
    Niçin Hep Zengine İhsanın Senin
    Bu Yoksullar Kulun Değil Mı Acep!
    Bu Mudur Adalet İmkanın Senin?

    Nice Kulların Var,Çeker Cefayı
    Niceleri Vardır,Sürer Sefayı
    Kimi Her Gün İçer, Bulur Kafayı
    Acep Neden Çarpmaz Kuran'ın Senin?

    Kimi Pervasızca İnsan Asıyor
    Kimi Kılıç İle Kelle Kesiyor
    Kimi Bomba Atıp Ülke Basıyor
    Neden Sızlamıyor Vicdanın Senin?

    Gören, Duyan Sensin Her Cinayeti
    Neden Sürdürürsün Bu Rezaleti?
    Kullara Bulursun Hep Kabahati
    Böyle Mı Hakikat İrfanın Senin?

    Silkinip Meydana Çıksan Olmaz Mı,
    Zulmün Temelini Yıksan Olmaz Mı,
    Biraz İbreti'ye Baksan Olmaz Mı,
    Bilmem Neden Herkes Hayranın Senin?



    ***


    Birlik Beraberlik Hep Benim Derdim
    Bu Derdi Kendime Nimet Bilirim
    Herkes Kardeşimdir, Ayırmam Ferdi
    Başka Düşünceyi Gaflet Bilirim

    Gelip Geçmişlerden Beklemem Yardım
    Ne Gördüm de Mevcut Olandan Gördüm
    Maneviyatta, Surette Ferdim
    Sade Arapçayı Zahmet Bilirim

    Çulum Yırtık Görüp Sanmayın Deli
    Çok Evvel Bilirim Sağ İle Solu
    Gönlüm Dost Evidir Aşk İle Dolu
    Gerçekler Sözünü Hikmet Bilirim

    Bir Halk Ozanıyım Elimde Sazım
    Mevki, Saltanatta Yok Benim Gözüm
    Hak Ve Hakikata Bağlıdır Özüm
    Sevgiyi, Hizmet Servet Bilirim

    İbreti Sözlerim Her Zaman Doğru
    Hak Haklıyladır, Sanmazam Gayrı
    İnsanlığa Çatanın Olmaz Hayırı
    Onunla Savaşı Hizmet Bilirim



    ***


    Minareye Çıkıp Bize Bağırma
    Haberimiz Vardır, Sağır Değiliz
    Sen Kendini Düşün Bizi Kayırma
    Sizlerle Kavgaya Uğur Değiliz

    Her Yerde Biz Hakk'ı Hazır Biliriz
    Olgun İnsanları Hızır Biliriz
    Bundan Başkasını Sıfır Biliriz
    Tahmininiz Yanlış, Biz Kör Değiliz

    Eğer İnsanlıksa Doğru Niyetin
    Nefsini Islah Et Varsa Kudretin
    Bize Lazım Değil Senin Cennetin
    Huriye Gılmana Esir Değiliz

    Arapça Duaya Değiliz Mecbur
    İster Müslüman Bil İstersen Gavur
    İnsanı Hor Görmek En Büyük Küfür
    Buna İnanmışız, Münkir Değiliz

    İbreti, Bu Hale İnsan Acınır
    Ham Sofular Bu Sözlerden Gücenir
    Aslına Ermeyen Elbet Gocunur
    Onu Avutmaya Mecbur Değiliz



    ***


    Her Neyi Gördükçe Kasların Yıkma
    Ne Sucum Var İse Bıldır Efendim
    Hata Eyledimse Kusura Bakma
    Düştümse Elim Tut, Kaldır Efendim

    Nedir Bu Keman Kas, Nedir Bu Gözler
    Açtığın Yaralar Durmadan Sızlar
    Hatırdan Çıkmıyor O Şirin Nazlar
    Ya Kurtar, Yahutta Öldür Efendim

    Gün Güne Arttırdın Derdi Sızımı
    Açmaz Oldum Hiçbir Yana Gözümü
    Kıs Eyledin Baharımı,Yazımı
    Bilmem Ki Bu Nice Haldır Efendim

    Gayrılere Sırrım Açamaz Oldum
    Bal Şerbet Verseler İçemez Oldum
    Kırdın Kanadımı, Uçamaz Oldum
    İster Ağlat, İster Güldür Efendim

    Sensiz Gam Kederdir Her Gene Günüm
    Niçin İşitmezsin Feryad-ı Unum
    Benim Kabem Sensin İmanım Dinim
    İbreti Kapında Kuldur Efendim


  3. #3
    bu yararlı paylaşım için teşekkürler emeğine sağlık

  4. #4
    eyvallah kırvem sayende bı asıgımızı tanıma fırsatımız oldu..tesekkurler


Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Sultan Hıdır Efsanesi
    By seyduna_34 in forum Alevi İnancı ve İbadetleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 07-16-2009, 01:21
  2. Hz. Mevlana Hayatı
    By seyduna_34 in forum Pir Hacı Bektaş Veli
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-14-2008, 13:10
  3. Atamızın hayatı.
    By Alevi_Kaptan in forum Atatürk'ün Hayatı Ve Anıları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 06-29-2008, 12:12
  4. engin nurşani nin hayatı
    By YILMAZ-58 in forum Serbest bölge
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10-02-2007, 18:53
  5. 12 İmamların hayatı
    By celal44 in forum ALLAH'ın Arslanı. Hz. Ali
    Cevaplar: 18
    Son Mesaj: 06-22-2007, 17:36

Bu Konudaki Etiketler

Telif Hakları vBulletin v4.1.8 © 2000-2011, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Sorularınız, önerileriniz ve şikayetleriniz için webmas52@gmail.com adresine mail atınız.

alevi arkadaşlık

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104