Hz. FATIMA’TÜZ–ZEHRA (M.606-632)
www.vbulletin-turko.com - HZ.FATIMA TÜZ-ZEHRA


Hz. Fatima’tüz-Zehra, Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (A.S.)’ın mümtaz eşleri ve müminlerin anası Hz. Hatice’den (M.606) yılının 18 Ocak ayında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Hz. Peygamberimizin, Hz. Hatice-i Kübra’dan 2 Erkek 4 Kız çocuğu olmuştur. Erkek evlatları Kasım ve Abdullah, kızlar ise Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatımatüz-Zehra'dır. Hz. Hatice’nin vefatından sonra, evlendiği Mariye-i Kıptî’den İbrahim isminde bir erkek evladı dünyaya gelmiş fakat o da diğer evlatları gibi masum yaşlarda Hakkın rahmetine kavuşup vefat etmişlerdir.

Hz. Peygamberimiz’in hayatta kalan tek evladı Hz. Fatıma, Hz. Muhammed’e Peygamberlik tebliğ edildiği yıllarda dünyaya geldi ki, Mekke’li müşrikler Hz. Muhammed’e ve ona inananlara ağır baskı ve zulüm ettikleri yıllardı. Bu baskı ve zulümün hüznüne bir de Hz. Peygamber Efendimizin en önde iki destekçisi olan, amcası Ebutalip ve mümtaz eşi Hz. Hatice’nin vefat hüzünleri eklenmişti.

Hz. Fatima’nın çocukluk yılları, işte bu gibi sıkıntı ve kederli bir yaşamla geçtiğini görüyoruz.

Kur’an’ı kerimde ilâhî övgü ile kutsanan, Hz. Peygamberimizin “Ehl-i Beyt”ine ana olma şerefine erişmiş olan Hz. Fatima; atası Hz. Muhammed’in Mekkeli müşriklerden çektiği zulümden payını almış ve çocuk yaştan beri, “inkâr” savaşıp karanlık çağın zulmünü yıkmakla savaşan bir babanın ve de o babanın sağ kolu olan bir kocanın hizmetinde bulunup yaralarını sarmıştır.

Gene çocuk yaşta anası Hatice-i Kübra’yı ve masum kardeşlerini kaybetmenin acısını da tadan Hz. Fatıma, hüzünlü yılların ardından rahata kavuştuğu bir sırada, müminlerin şefaat kânisi olan atası Hz. Muhammed’i de kaybedince, yeniden dünyası kararmış ve hüzünlü günler gene gelip çatmıştı.

Savaşlarda Hakk’ın batıla üstün gelmesiyle, İslam’ı (kerhen) kabul eden riyakarlar, Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından irtica düzenlerini hortlatıp “halifelik” makamı ihdas ettiler... Hz. Peygamber’in vasiyetini hiçe sayıp dinlemeyen riyakâr güruh, Hz. Peygamber’in cenaze hizmetinde dâhi bulunmadılar. Hz. Peygamber’in çevresinden eksilmeyen bu ikiyüzlü kişiler, O’nun Ehlibeytine karşı âdeta intikam savaşı başlatmış oldular. Hz. Peygamber’den, hayatta kalan tek kızı Fatıma’ya kalan miras, Fedek Hurmalığı idi... Ömer Hattab’ın zorbalığı ile halifeliğe getirilen Ebû Bekir, Hz. Fatıma’ya intikal eden bu mirasa el koyup Beytül-Mal (hazine malı) ilan etti. Hz Fatıma bu karara karşı koyduysa da para etmedi.

Ebu Bekir haber aldı ki, Hz. Ali evinde dostlarıyla bu konularda istişare etmektedir. Ömer Hattab’a : “Git Ali’yi ve evde bulunanları bîata davet et direnirlerse, evi yak.” emri verdi. Ömer yanına aldığı adamlarla Hz. Ali’nin evine gitti. Kendisine kapı açılmayınca, kapıyı tekmeleyip açtı. Kapının arkasında bulanan Hz. Fatıma’nın iki kaburga kemiği kırılıp çocuk zayi etmesi meydana geldi. (*)

...

Hz. Peygamber’in ehlibeytine karşı başlatılan baskı ve zulümden derin üzüntü duyan Hz. Fatima Mescidi Nebevî’ye giderek, cemaatin önünde halife Ebu Bekir’e “FEDEK HURMALIĞI” mirasının kendisinden gasp edilmesi hususunda bir konuşma yaptı. (Birçok kaynaktan faydalandığını söyleyen ve bu kaynakların verdiği bilgilerin ışığında konuyu özet halinde “Hazreti Fatıma” adlı eserin 160 sf.da anlatan Yaşar Nuri ÖZTÜRK hocanın anlatmasını biz de kısaca buraya aktaralım:

Hz. Fatima Mescidi Nebevî’de kendisini tanıtıp Allah’a Hamd-u senâ ettikten sonra, halife Ebu Bekir’e hitaben: “Ey Ebu Kuhâfe oğlu Ebu Bekir! Allah’ın kitabında senin için “babasına varis olur” yazılı iken, benim için “varis olamaz”mı yazılı? Çok çirkin bir iş yapıyorsun...Kur’an’daki Allah’ın emirlerini göz göre göre inkâr mı ediyorsun?

Yoksa Kur’an’daki mirasla ilgili ayetler size mi özgü? Babam ve ben bu ilahî emrin dışında mı kalıyoruz? Yoksa Kur’an’ın inceliklerini siz babamdan ve onun amca oğlu Hz. Ali’den daha iyi mi biliyorsunuz? ve siz ey Ensâr! Allah’ın Resulü babam: “Kişinin varlığı evladında korunur” dediğini ne çabuk unuttunuz ve yeni âdetler icat ettiniz... yapın yapacağınızı ama yaptığınız yanlışların sonucuna da katlanınız.”

Konuşması biten Hz. Fatıma Mecsidi Nebevî’yi terk edip evine döndü. Bu acılı konuşmadan etkilenen vicdan sahibi insanlar da gözyaşlarını tutamayıp ağlaştılar. Hz. Peygamber’in “Fatıma benim parçamdır.” dediği Hz. Fatıma, ilk darbeyi atasının yakınında görünüp “Peygamber’in çaryarı” olarak kendilerini İslam âlemine tanıtan vefasızlardan yemişti.

“Düşmanın en tehlikelisi, dost görünümünde olanıdır.” Sözü bir kere daha doğrulanmıştı. Bu riyakâr dostların başlattıkları vefasızlık ve kurdukları “irtica düzeni” Hz. Fatıma’nın genç yaşta ölümüne sebep olduğu gibi, asırlar boyu sürdürülen Ehlibeyt düşmanlığının temel nedeni olmuştur.Hz. Fatıma, bu başlatılan vefasızca haksızlığın sonucunu görmüş ve evine kapanarak, derin bir hüzün İçerisinde yaşamını sürdürmeğe çalışmıştır.

Hz. Peygamberin vefatından sonra 3-5 ay ancak zalimin zulmüne tahammül edebilmiştir. Gerek küçük yaştan beri müşrikler elinden gördüğü cevr-i cefalar gerekse son gördüğü baskı ve zulümler onu bitkin bırakıp hastalandırmıştı...

Hasta yatağında kendinden geçen Hz. Fatıma, ayıldığında Hz. Ali’nin ağladığını gördü. Ona: “Ağlama ya Ali, taziyet zamanı değil, vasiyet zamanıdır. Sana dört vasiyetim var: İlk vasiyetim sana karşı uygunsuz, kırıcı bir davranışım olduysa beni bağışla.” Hz. Ali şu cevabı verdi. “Haşa ya Fatıma! Senden böyle bir hareket zuhur etmemiştir. Sen benim sürekli dert ortağım, gam yoldaşım oldun.” Hz. Fatıma devam etti: “ikinci vasiyetim şudur ki, yavrularımızı muhterem tutup bir hataları olursa hoş göresin. Üçüncü ricam şudur ki, beni gece defnet ki ölümümde de yabancı gözler vücuduma değmesin. Dördüncü ricam şudur: Mezarımı ziyaretten ayağın çekme ve bana dua etmeyi unutma.”

Cenabı Fatıma bu vasiyetleri sıralarken, Hz. Ali de inlemeli bir hâl ile onun vasiyetlerini kabul ederek ona şu vasiyette bulundu: “Birincisi, benim de sana karşı bir hatam ve kırıcılığım olmuşsa bağışla ve ikincisi : Allah’ın Resulü’ne benim minnet ve şükranlarımı arz et.”

Bu iki çilekeş vefakar sadık yâr arasında helallaşma konuşması sürerken; oyalanmak için Resulallah’ın kabrine gönderdikleri Hasan ile Hüseyin, ağlamaklı bir telaşla içeri girdiler. Bu hallerinin sebebi sorulduğunda : “Ey ilim şehrinin kapısı babanız! Dedemizin kabrini ziyaret ederken şöyle bir ses bize : “Fatıma’nın yetimleri geldi” diye seslendi. Dedemiz Peygamberler sultanının kabrinden de yükselen ses: “Ey göz nurum yavrular! Anneniz ahrete intikal etmek üzeredir. Koşup onu dünya gözü ile bir daha görünüz.” dedi. “Ey anne ne olur bizimle konuş!” Hz. Fatıma onları kucağına çekerek, yaşlı gözler ile cennet güllerine son bir kere bakıp şöyle söyledi: “ Yavrularım benden sonra sizlerin hali nice olur.” (**) ...

Cenabı Fatıma’nın cenaze hizmetinden sonra. Hz. Ali (k.v.) ve (cennet gülleri) yavruları boyunları bükük olarak, Hz. Peygamber’in mübarek kabri başında durdular ve Haydar-ı Kerrâr şu konuşmayı yaptı:

“Selam sana ey Allah’ın Resulü! Bizden komşuluğuna gelen kızından selam sana... Hasretine fazla dayanamayıp yanına koşan kızından selam...”

“Senden sonra o nezih yavrundan da ayrılmak bizleri büsbütün perişan bıraktı... Gücüm azaldı, sabrım tükendi... Hüznüm sonsuz, gecelerim uykusuz... Ümmetin, bizlere zulümde nasıl yardımlaştıklarını ciğerparenden öğreneceksin... Haklardan vazgeçersem, korkup usandığımdan değildir. Sabredenlerden ayrılmış olmayayım diyedir... Şunu gördüm ki, hiçbir sevgili ebedî değilmiş...”



(*) S.A. İSLAM TARİHİ, Abdulbaki Gölpınarlı Der YayınlarıS.282-283

(**) Geniş bilgi için; Y. Nuri ÖZTÜRK’ün HZ. FATIMA ve

A. Ali Atalay’ın HZ. BETÜL FATIMA ANAMIZ Kitabına bakınız



Garip Dede Türbesi Takviminden